Seyahat planlamasında son yıllarda yaşanan değişim, turizm sektörünün üzerinde daha fazla durması gereken yeni bir rekabet alanı oluşturuyor. Bir destinasyonun ziyaretçiyle ilk karşılaşması artık çoğu zaman bir seyahat fuarında, tanıtım filminde ya da geleneksel arama motorlarında gerçekleşmiyor. İnsanlar nereye seyahat edeceklerinden, hangi bölgede konaklayacaklarına ve zamanlarını nasıl değerlendireceklerine kadar pek çok konuda yapay zekâ destekli sistemlerin önerilerine başvurmaya başladı. Bu gelişme seyahat planlamasını kolaylaştırırken destinasyonların kendilerini uluslararası pazarda nasıl anlattıkları konusunda da önemli değişiklikleri beraberinde getiriyor.

27 Eylül 2026 Dünya Turizm Günü’nün “Turizmi Yeniden Tasarlamak İçin Dijital Gündem ve Yapay Zekâ” temasıyla ele alınması, bu dönüşümün küresel turizm politikalarının merkezine yerleştiğini gösteriyor. Konunun uluslararası düzeyde tartışılmasını değerli buluyorum. Ancak yapay zekânın turizm sektörüne etkisini değerlendirirken operasyonel verimlilik, otomatik rezervasyon sistemleri veya kişiselleştirilmiş önerilerin ötesine geçmemiz gerektiğini düşünüyorum. Çünkü teknoloji artık destinasyonların ziyaretçiyle kurduğu ilk iletişimi ve seyahat kararlarının oluştuğu bilgi ortamını da etkiliyor.

Dünya Ekonomik Forumu’nun 25 Eylül 2026 tarihinde yayımladığı Seyahat ve Turizm Gelişim Endeksi raporu bu değişimi anlamak açısından dikkat çekici veriler içeriyor. Rapora göre 2024–2026 döneminde değerlendirilen ekonomilerin yüzde 91’inde bilgi ve iletişim teknolojilerine hazırlık göstergeleri iyileşti. Aynı raporda, ülkelerin turizm markası stratejileri ile seyahat edenlerin çevrim içi arama davranışları arasındaki uyumu ölçen göstergenin 2019 seviyesinin altında kaldığı belirtiliyor. Bu iki bulguyu birlikte değerlendirdiğimizde önemli bir durum ortaya çıkıyor. Destinasyonların dijital altyapıları gelişirken iletişim stratejilerinin değişen seyahat davranışlarına uyum sağlaması aynı hızda gerçekleşmeyebiliyor.

Geleneksel destinasyon pazarlamasında tanıtım kuruluşları, şehirlerini veya ülkelerini belirli mesajlar üzerinden konumlandırmaya çalışıyordu. Hazırlanan kampanyalar, hedef pazarlara uygun görseller ve sloganlarla destekleniyor, ziyaretçinin zihninde belirli bir destinasyon algısı oluşturulması amaçlanıyordu. Bugün ise bu iletişim sürecine yeni bir aktör dahil olmuş durumda. Yapay zekâ sistemleri çok sayıda kaynaktan edindikleri bilgileri bir araya getirerek destinasyonları karşılaştırabiliyor, belirli beklentilere göre seyahat önerileri oluşturabiliyor ve ziyaretçinin araştırma sürecini yönlendirebiliyor.

Bu durumun destinasyon markalaşması açısından önemli sonuçları olabileceğini düşünüyorum. Bir şehir kendisini kültür, gastronomi veya doğa turizmi üzerinden konumlandırırken yapay zekâ destekli bir öneri sisteminde çok daha sınırlı bir kimlikle temsil edilebilir. Destinasyonun anlatmak istediği hikâye ile dijital sistemlerin ziyaretçiye sunduğu anlatı arasında farklılıklar oluşabilir. Üstelik bu farklılıklar destinasyonun tanıtım bütçesinden bağımsız olarak da ortaya çıkabilir.

Turizm sektöründe uzun süredir karşılaştığımız sorunlardan biri, güçlü destinasyonların belirli simgeler üzerinden tanınması ve diğer özelliklerinin geri planda kalması. Örneğin Kapadokya’nın uluslararası tanıtımında sıcak hava balonlarının ne kadar etkili olduğunu biliyoruz. Ancak bölgenin tarihî yerleşimleri, kültürel mirası, gastronomisi ve yerel yaşamı çok daha geniş bir deneyim alanı sunuyor. Antalya için de benzer bir değerlendirme yapılabilir. Kıyı turizmiyle güçlü bir uluslararası kimlik kazanan şehrin arkeolojik mirası, doğa rotaları, gastronomik birikimi ve farklı mevsimlerde sunduğu olanaklar aynı görünürlüğe her zaman ulaşamıyor.

Yapay zekâ destekli seyahat önerilerinin sürekli olarak en fazla bilinen deneyimleri öne çıkarması, bu tür daralmaları daha da belirgin hale getirebilir. Bununla birlikte doğru ve kapsamlı bilgi kaynaklarıyla desteklenen sistemlerin ziyaretçileri daha az bilinen deneyimlerle buluşturma potansiyeli de bulunuyor. Dolayısıyla teknolojinin destinasyon çeşitliliği üzerindeki etkisini peşinen olumlu veya olumsuz değerlendirmek yerine, hangi bilgilerin kullanıldığına ve önerilerin nasıl oluşturulduğuna odaklanmak gerektiği kanaatindeyim.

Uluslararası uygulamalar, bazı destinasyon yönetim kuruluşlarının bu değişime uyum sağlamak üzere somut adımlar attığını gösteriyor. ABD’nin ulusal destinasyon pazarlama kuruluşu Brand USA, yapay zekâ destekli seyahat planlama araçlarını dijital iletişim faaliyetlerine dahil eden örneklerden biri. 2026 FIFA Dünya Kupası için geliştirilen America the Beautiful Game platformu, ziyaretçilerin maçların düzenlendiği şehirlerin çevresindeki farklı deneyimleri keşfetmelerini kolaylaştırmayı amaçlıyor. Brand USA’nın Haziran 2026’da paylaştığı verilere göre, kurumun planlama araçlarını kullanan Dünya Kupası ziyaretçilerinin yaklaşık yarısı stadyumların ötesinde millî parklar, karayolu seyahatleri ve farklı bölgeleri keşfetmeye yönelik bilgilerle de ilgileniyor.

Bu uygulamayı önemli bulmamın nedeni, yapay zekânın mevcut talebi daha geniş bir turizm deneyimine yönlendirmek amacıyla kullanılması. Büyük bir spor organizasyonu için ülkeye gelen ziyaretçinin farklı destinasyonlarla tanışması, turizmin ekonomik etkisinin başka bölgelere taşınması açısından da fırsatlar yaratabilir. Burada teknoloji, destinasyon iletişimi ile turizm ürününün geliştirilmesi arasında bağlantı kuran bir araç haline geliyor.

Öte yandan dijital pazarlamanın başarısını yalnızca gelişmiş teknolojiler üzerinden değerlendirmek doğru olmayacaktır. Kopenhag’ın CopenPay uygulaması, farklı bir açıdan dikkate değer. Kentte ziyaretçilerin bisiklet kullanmak, toplu taşımayı tercih etmek veya çevreye katkı sağlayan faaliyetlere katılmak gibi davranışları çeşitli deneyimlerle ödüllendiriliyor. 2026 yılında yıl boyunca uygulanacak bir yapıya dönüştürülen bu girişim, destinasyonun sürdürülebilirlik yaklaşımını ziyaretçinin günlük hareketleriyle ilişkilendiriyor.

Kopenhag örneği doğrudan yapay zekâ temelli bir uygulama olmamakla birlikte destinasyon markalarının geleceği açısından önemli bir noktayı hatırlatıyor. Bir destinasyonun dijital ortamda nasıl tanıtıldığı kadar, ziyaretçiden nasıl bir davranış beklediği ve kendi değerlerini turizm deneyimine nasıl yansıttığı da marka kimliğinin bir parçası. Teknolojiyle oluşturulan güçlü bir görünürlük, ziyaretçi destinasyona ulaştığında tutarlı bir deneyimle karşılaşmıyorsa uzun vadeli bir itibara dönüşmeyebilir.

Bir seyahat acentesi yöneten biri olarak bu ayrımı özellikle önemsiyorum. Seyahat planlamasında ziyaretçinin ilk ilgisini çeken unsurlarla seyahat sonunda değerli bulduğu ayrıntılar her zaman aynı olmuyor. Bir destinasyonun etkileyici fotoğrafları ilk tercih üzerinde belirleyici olabilirken ziyaretçinin o destinasyonu başkalarına önermesinde yerel insanlarla kurduğu ilişki, hizmetlerin güvenilirliği, programın akışı ve kendisine ayırabildiği zaman da etkili oluyor. Dijital sistemler seyahat öncesindeki belirsizliği azaltabilir. Ancak bir destinasyonun gerçek karakterini ortaya koyan deneyimlerin geliştirilmesi hâlâ insan bilgisine, yerel iş birliklerine ve dikkatli planlamaya dayanıyor.

Bu nedenle yapay zekâ çağında destinasyon yönetim kuruluşlarının öncelikleri arasında güvenilir ve güncel destinasyon bilgisi üretmenin daha fazla yer alması gerektiğini düşünüyorum. Bir bölgenin kültürel mirası hakkında kapsamlı içerik oluşturmak, yerel deneyimleri farklı dillerde doğru biçimde anlatmak, ulaşım olanaklarını ve ziyaret koşullarını güncel tutmak artık dijital iletişimin önemli unsurları. Aynı zamanda ziyaretçilerin hangi seyahat motivasyonlarıyla araştırma yaptığını ve destinasyonun hangi konularda eksik veya yanlış temsil edildiğini incelemek de stratejik bir gereklilik haline geliyor.

Şubat 2026’da Digital Tourism Think Tank tarafından yayımlanan değerlendirme, uluslararası destinasyon yönetim kuruluşlarının yapay zekâ destekli aramalara uyum sağlamak amacıyla içerik stratejilerini değiştirdiğini ortaya koyuyor. Bu kuruluşlar resmî internet sitelerini, ziyaretçilere bilgi sunmanın yanında yapay zekâ sistemlerinin başvurabileceği güvenilir kaynaklar olarak da geliştirmeye çalışıyor. Burada dikkat edilmesi gereken nokta, destinasyon iletişiminin teknik optimizasyon çalışmalarına indirgenmemesi. Doğru bilgi kadar, bir yerin kültürünü, gündelik yaşamını ve kendine özgü atmosferini anlatabilmek de önem taşıyor.

Türkiye açısından bakıldığında oldukça zengin fakat birbirinden farklı özelliklere sahip bir destinasyon yapısından söz ediyoruz. Kültürel miras, gastronomi, kıyı turizmi, inanç turizmi, doğa ve şehir deneyimleri bakımından güçlü kaynaklarımız bulunuyor. Bu çeşitliliğin dijital dünyada nasıl temsil edildiği üzerinde daha sistematik biçimde çalışılması gerektiğine inanıyorum. Özellikle uluslararası ziyaretçilerin henüz yeterince tanımadığı bölgeler için çok dilli, güvenilir ve ayrıntılı içeriklerin geliştirilmesi önemli bir başlangıç olabilir.

Ancak burada sadece daha fazla içerik üretmekten söz etmiyorum. Bir destinasyona ilişkin bilgilerin farklı kurumlar ve işletmeler tarafından tutarsız biçimde sunulması da ciddi bir iletişim sorunu yaratabilir. Yerel yönetimlerin, destinasyon tanıtım kuruluşlarının, seyahat acentelerinin, konaklama işletmelerinin ve kültürel miras kurumlarının birbirinden kopuk bilgi üretmesi, hem ziyaretçinin karar sürecini zorlaştırabilir hem de dijital sistemlerin eksik bir destinasyon algısı oluşturmasına yol açabilir. Dolayısıyla ortak bir destinasyon bilgi altyapısı geliştirilmesi, önümüzdeki dönemde tanıtım kampanyaları kadar önemli hale gelebilir.

Bu yaklaşımın ayrıca küçük ölçekli turizm işletmeleri ve yerel deneyim sağlayıcıları açısından da değeri bulunuyor. Büyük bütçelere sahip işletmelerin dijital görünürlüğü artırma imkânları daha geniş. Oysa bir destinasyonu farklı kılan pek çok deneyim, sınırlı tanıtım imkânlarına sahip yerel girişimciler tarafından sunuluyor. Yapay zekâ destekli öneri sistemlerinde bu işletmelerin doğru ve güvenilir bilgilerle temsil edilebilmesi, destinasyonların ekonomik çeşitliliğine katkı sağlayabilir. Bunun kendiliğinden gerçekleşeceğini varsaymak ise gerçekçi olmaz. Destinasyon yönetiminin dijital dönüşümü, yerel turizm ekosisteminin farklı aktörlerini kapsayan bir anlayışla ele alınmalı.

Gelişmelerin bir başka boyutu da ölçümleme meselesi. Turizm tanıtımında uzun yıllardır erişim sayıları, gösterimler, internet sitesi ziyaretleri ve sosyal medya etkileşimleri önemli performans göstergeleri olarak kullanılıyor. Yapay zekâ destekli arama ve öneri sistemlerinin yaygınlaşmasıyla birlikte bu göstergelerin tek başına yeterli olup olmadığı yeniden değerlendirilmeli. Bir destinasyonun dijital platformlarda ne sıklıkla ve hangi özellikleriyle önerildiği, doğru hedef kitleye ulaşıp ulaşmadığı ve bu ilginin gerçek seyahat davranışına nasıl yansıdığı üzerinde daha fazla çalışılması gerekiyor.

Benim açımdan asıl önemli olan, dijital görünürlüğün destinasyon için sürdürülebilir bir değere dönüşmesi. Daha fazla önerilmek, daha fazla ziyaretçi çekmek veya sosyal medyada daha fazla görünmek her durumda daha güçlü bir destinasyon markası oluşturmayabilir. Ziyaretçi beklentilerinin doğru yönetilmesi, yerel ekonominin turizmden aldığı pay, hizmet kalitesi ve destinasyonun kendi karakterini koruyabilmesi de değerlendirmeye dahil edilmeli.

Yapay zekânın sunduğu olanakları turizm açısından önemli bir gelişme olarak görüyorum. Bununla birlikte teknolojinin ürettiği önerilerin tarafsız, eksiksiz veya her zaman doğru olduğunu kabul etmek de mümkün değil. Güncelliğini kaybetmiş bilgiler, sınırlı veri kaynakları ve bazı destinasyonların dijital ortamda daha güçlü temsil edilmesi, ziyaretçi tercihlerinin belirli bölgelerde yoğunlaşmasına neden olabilir. Bu riskler, destinasyonların kendi bilgi kaynaklarını güçlendirmesini ve uluslararası dijital platformlardaki temsillerini düzenli olarak değerlendirmesini gerekli kılıyor.

Önümüzdeki yıllarda destinasyon markalaşmasının önemli bir bölümünün bu yeni bilgi ve iletişim ortamında şekilleneceğini düşünüyorum. Güçlü bir destinasyon kimliği oluşturmak isteyen şehirler, teknolojik gelişmeleri takip ederken ziyaretçiye sundukları gerçek deneyimi de geliştirmek durumunda kalacak. Tanıtım kuruluşları, yerel yönetimler ve turizm işletmeleri arasında kurulacak iş birlikleri bu sürecin başarısında belirleyici olabilir.

Turizmde dijital rekabetin yeni dönemini değerlendirirken benim önceliğim, destinasyonların algoritmalarda daha fazla yer almasının ötesinde, kendi hikâyelerini doğru anlatabilecek ve bu anlatının karşılığını ziyaretçiye sunabilecek bir yapıya kavuşmaları. Çünkü bir destinasyonun gerçek marka gücü, seyahat öncesinde oluşan beklenti ile ziyaret sonrasında hafızada kalan deneyim arasındaki ilişkide ortaya çıkıyor.